|

FATİH SULTAN MEHMED
Demokrasi ile idare edilen ülkelerde, hükümet veya devlet
başkanı olacak kişilerde bir takım vasıflar aranır. Krallıkla yönetilen
memleketlerde ise, kral olacak kişiler, daha veliahd iken özel olarak
yetiştirilir. Herkesçe bilindiği üzere, dünyanın gelmiş-geçmiş en büyük ve
en kudretli devleti olan Osmanlı Cihan İmparatorluğu’nda da, devletin
başına geçecek olan kişiler, daha şehzadeliklerinden itibaren akli ve
nakli ilimler, yöneticilik, siyaset, harb, taktik ve strateji gibi
dallarda çok özel surette yetiştirildi.
Herkesin kabul ettiği gibi,
İstanbul’u feth edip Doğu Bizans İmparatorluğu’nu yıkan ve bir çağı
kapatıp yeni bir çağ açan, Osmanlı Devleti’nin de Cihan İmparatorluğu
olmasını sağlayan Fatih Sultan Mehmed Han da hususi bir eğitim görmüş, bu
eğitimin kendisine verdiği güvenle, daha 19 yaşında ikenİstanbul’u
fethetmeyi kafasına koymuş ve bu emelini 21 yaşında gerçekleştirmiştir.
Şüphesiz ki maksat ve gayesi, sevgili Peygamberimiz’in müjdesine layık
olmaktır. Zira şanlı Peygamberimiz; “ Konstantiniyye (İstanbul) elbette
feth olunacaktır. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, asker(ordu) de
ne güzel askerdir ” buyurmuştur.
Sultan II. Murad Han’ın oğlu
ve 7. Osmanlı Padişahı olan Fatih Sultan Mehmed’in, daha şehzade iken,
yani henüz küçük yaşta iken, tahsiline ve yetişmesine çok ehemmiyet
verilmiştir. Devrin en mümtaz alimlerinden ilim öğrenmiştir. Kısa bir
makale çerçevesinde hocalarını uzun uzun anlatmak mümkün değilse de,
hülasaten onları zikretmekte fayda görüyorum.
İlk hocası, tarih
kitaplarında kaydedildiği üzere, MOLLA YEGAN’dır. Daha sonra, meşhur din
ve fen alimi, zahiri ve batini ilimlerde mütehassıs AKŞEMSEDDİN
Hazretlerinin terbiyesine verildi.Akşemseddin Efendi, Şehzadenin herşeyi
ile bizzat ilgilenirdi.
İdari yönden tecrübe kazanması için, Şehzade Mehmed, Manisa Sancak
Beyliği’ne tayin edildi. Tahsiline çok önem verildiğinden, MOLLA AYAS
gibi, devrin meşhur alimleri Şehzade’ye hususi ders verdiler.
O senelerde hacca giden ilk
Osmanlı Şeyhülislam’ı MOLLA FENARİ, Mısır’da büyük alimlerin
derslerindeyetişmiş, tefsir, hadis ve fıkhda yüksek alim olan MOLLA
GÜRANİ’yi beraberinde Edirne’ye getirmişti. Sultan Murad’a taktim edilen
MOLLA GÜRANİ, önce Bursa medreselerinden birine müderris tayin edildi.
Daha sonra da, Şehzade’yi iyi bir şekilde yetiştirmesi için Manisa’ya
gönderildi.
Şehzade Mehmed’in
mizacının sertliği, MOLLA GÜRANİ’nin tatlı-sert eğitim metoduna yenildi ve
Şehzade, kısa bir süre sonra dört elle ilme sarılıp, dinlenirken deteknik
işlerle uğraşmaya başladı.
Güzel bir eğitimden geçip matematik, hendese (geometri), tefsir, hadis,
fıkıh, kelam ve tarih ilimlerinde iyi şekilde yetişti. Hatta idare edeceği
memleketlerden kim gelirse gelsin, ona kendi diliyle hitab etmek için,
ARAPÇA, FARSÇA, LATİNCE, YUNANCA ve SIRPÇA öğrendi.
Öğrendiği din bilgileriyle kendi hayat tarzını, kanun ve
nizamını tanzim etti. Fen ve teknik bilgilerle istikbalde yapacağı
savaşları kolaylaştıracak teknikler, taktik ve stratejiler geliştirmeye
çalıştı. Tarih ve coğrafya bilgilerinde kendini yetiştirip geçmiş
hükümdarların başlarından geçenleri öğrenerek tecrübe kazandı. Dünya
cihangirlerinin hayatlarını dikkatle inceleyerek bunların doğru ve yanlış
hareketlerine hakkıyla vakıf oldu ve tecrübelerinden istifade etti.
Bu hadiselerin muhasebesi neticesinde
planlı ve sistemli hareket etme fikrinin lüzumuna inandı.
Netice olarak şunu ifade edelim ki, kudretli bir asker olduğu kadar, geniş
görüşlü bir fikir adamı olarak da yetişen Fatih, Fıkıh’da MOLLA HÜSREV,
Tefsir’de MOLLA GÜRANİ, MOLLA YEGAN ve HIZIR ÇELEBİ, Matematik’te ALİ
KUŞÇU, Kelam’da HOCAZADE ve ALİ TUSİ’den ilim öğrendi. Ayrıca ANCONAL
GİRİACO’dan Batı tarihini öğrendi.
Görüldüğü gibi, Sevgili
Peygamberimiz’in yukarıda arz ettiğimiz müjdesine layık olan Fatih Sultan
Mehmed Han, gerek akli, gerek nakli ilimlerde çok iyi yetişmiş, zamanın en
mümtaz alimlerinden ilim, irfan, ahlak, fen, idarecilik gibi şeyleri
öğrenmişti.
Her Peygamberin bir mesleği vardır. Şehzade Mehmet Paşa da meslek olarak
top dökümcülüğünü seçmiştir. Böylece ileride İSTANBUL’ un fethi için ilk
adımını atmıştır.
FATİH’
in meslek edinme isteği, Kur’anda geçen Hz. DAVUD(A.S.)’un kıssası
etkili olmuştur. DAVUD(A.S.) devlet reisi olduğu zamanlarda, kıyafet
değiştirip halkın arasında dolaşırdı. Yine bir gün kıyafet değiştirerek
kendisine tanımayan birisine yaklaşır ve sorar.
--- “ Davud(A.S.)‘ u nasıl bilirsiniz ? “ , adam;
--- “ Davud iyidir. “ der ve ekler;
--- “ Fakat bir kusuru var.”
--- “ Kusuru nedir ? “ adam;
--- “ Devlet hazinesinden maaş alıp, ailesini geçindirir. “ der.
İşte o andan sonra Allah’a yalvarır ve kendisine meslek edinmesi için dua
eder. Hz. Allah da O’ na, demiri avucunda hamur gibi yoğurup, istediği
gibi şekil verme mucizesini ihsan eder. O günden itibaren HZ. Davud
ailesini demircilikten kazandığı ile geçindirir.
İSTANBUL’u muhasara eden FATİH, fethin yollarını arıyor.
Osmanlı donanmasının HALİÇ’e indirilmesinin gerekliliğini öteden beri
biliyor ve HALİÇ’e girilmeden İstanbul’un alınamayacağını düşünüyordu. Bir
gece vakti yine çalışma planlarıyla meşgul olan FATİH, donanmanın HALİÇ’e
girmesi konusunu düşünürken, birden ayağa fırlamış ve aklına gelen fikirle
Maltepe’de ki çadırından dışarı çıkmıştı. Zincirlerle kapalı HALİÇ’e
denizden giremeyeceğine göre, donanmayı karadan yürütüp HALİÇ’e indirmek.
İşte bu fikri uygulamalıydı.
Derhal vezirleriyle toplanan Padişah, düşüncesini
yanındakilere söyler. Bu fikir karşısında hayretlerini gizleyemeyen
vezirler, bu fikrin uygulanmasının imkansız olduğunu dile getirdiler.
Orada bulunan askeri erkan ve müfredat bunun nasıl olabileceğini
düşünürken, Padişah kararlı ve sert bir ses tonuyla şöyle der;
--- “ PEYGAMBER müjdesini gerçekleştirmeye geldik. Allah’ın izni ve
yardımıyla imkansızı mümkün yaparız. Davranın, amele bulun, usta bulun.
Dolmabahçe’den Beyoğlu sırtlarına doğru geniş bir yol açın. Yol boyunca
kızaklar döşeyin. Yağ alın kızakları yağlayın. Bu işi çok gizli tutun ki,
BİZANS bu durumu fark etmesin. “
Artık karar verilmiştir. Orada bulunanlar için bu emri
yerine getirmekten başka çare gözükmüyordu. Verilen emir doğrultusunda yol
açılır. Kızaklar döşenmeye başlar. kızakları yağlama işlerinden sonra,
gemilerin altına konulacak arabalar ve onları çekecek öküz ve mandalar
hazır edilir. Bütün bu çalışmalar büyük hızlılıkla ve gizlilikle
yapılmıştır. Artık FATİH ve hocaları bu fetihten emindirler. Hocalarının
hayırlı dualarını alan FATİH;
--- “ Ya İstanbul’u alırız, yahut bu uğurda şehit oluruz. “ der.
22 Nisan sabahı Osmanlının top atışlarıyla uyanan BİZANS,
kelimenin tam manasıyla şaşkına dönmüştür. Hocalarıyla ve vezirleriyle bir
değerlendirme toplantısı yapan FATİH, konuşmasının sonunda şöyle der;
--- “ Hepiniz büyük fedakarlıklar gösterdiniz ama sizden daha fazlasını
isterim. Artık bu şehri alırız. Sizden mazeret değil müjde beklerim. “
Nihayet gece yarısından sonra verilen
hücum emriyle harekete geçen Osmanlı ordusunda, “ Allah, Allah “
nidaları, topların çıkardığı gümbür, gümbür seslerini bastırıyordu.
Hocaları MOLLA GÜRANİ ve AK ŞEMSETTİN, ateşin içinde askerlere telkinde
bulunuyorlardı.
21 yaşındaki genç FATİH yerinde duramıyor ve KIR atının üstünde;
--- “ Ya Allah, Bismillah. Askerlerim, gün gayret günüdür. Ne
durursunuz?“ diyerek, ileri saflara atılıyor.
Bunu gören askerlerin gayreti bir kat daha artıyordu. En
ön saflarda çarpışan ULUBATLI HASAN, İstanbul’a giren ilk mücahit olmak
istiyordu. Yaralı ve kanlar içinde olduğu bir halde surlara tırmanıp,
Osmanlı’nın sancağını burçlara diker ve oracıkta şehadet şerbetini içer.
Genç PADİŞAH FATİH SULTAN MEHMET HAN, burçlardaki sancakları
görünce, ellerini rahmeti rahmana açarak rabbine şükrediyordu;
--- “ YA RABBİ, bize bu günleri gösterdiğin için sana sonsuz şükürler
olsun. “ dedi.
29 Mayıs 1453 Salı sabahı Dünya yeni bir çağa ilk adımını atıyordu.
Sahabeler diyarı olan İstanbul, Bizanslıların değil artık Osmanlıların
himayesindedir. Sabah namazını askerleriyle AYASOFYA’da kılan FATİH’in ilk
işi Ayasofya’yı ibadete açmak olmuştur.
İkinci işi de, miladi 670 yılında Hz. Muaviye’nin
komutanlığında, Medine’den İstanbul’un muhasarası için gelip harp eden,
PEYGAMBERİMİZ’in sancaktarı, anne tarafından çok yakın akrabası, ayrıca
Peygamber Efendimiz’in vahiy katiplerinden olan, hicrette PEYGAMBERİMİZ’i
evinde 7 ay misafir eden HALİT BİN VELİT, namı diğer EYYUB EL ENSARİ
HAZRETLERİ’nin mezarını, AK ŞEMSETTİN HAZRETLERİ’nin keramet ve
yardımıyla bulup, keşfetmek olmuştur.
Ruhları şadolsun…
e-mail: medyumalidegermenci@yahoo.com |