|

BÜYÜ
BÜYÜ,
insanüstü güçlerin yardımlarıyla yapılan bir takım işler demektir. Ehli
sünnet alimleri, büyünün hakikati ve varlığı hakkında ittifak etmişlerdir.
Sahabe ve taabiyinden büyünün varlığını ve hakikatini inkar eden
olmamıştır. Büyücülük islamdan önce Araplarda, Rumlarda, Hintlilerde,
Mısırlılarda yaygın idi. Özellikle Hazreti Musa zamanında büyücülük
itibarlı bir meslek idi. Hazreti Süleyman zamanında da yaygındı.
Tarihte ilk defa bildiğimiz büyü ve sihir ilmi Bakara Suresinin 102. ayeti
kerimesinin ifadesine göre; Harut ve Marut adlı iki melek tarafından
yeryüzüne indirildi. Faydalı işlerde kullanılması için öğretilen bu ilim,
kötü işlerde de kullanılmıştır. Bıçak ve ateş, iyi işlerde kullanıldığı
gibi kötü ve şer işlerde de kullanılır.
Hayır
ve şer her şeyi yaratan Allah’tır(c.c.). Ancak Allah(c.c.) şerleri
yaratırken rızası yoktur. Dünya bir imtihan yeri olduğundan, insanlara
iyiliği ve kötülüğü, hayrı ve şerri seçme hürriyeti verilmiştir. Büyü,
sihir ve cinler de Allah’ın (c.c.) iradesinin dışında hiçbir şey yapamaz;
neticeyi yaratan O’dur.
İlkçağ insanlarının mağara duvarlarına çizdiği bizon resimleriyle başlayan
büyü, M.Ö. 3000 yılında beri vardır. Delillerle sabittir. Mısır ve
Kalde'de altın çağını yaşadı. Mezapotamya'da filizlendi, eski Yunan ve
Roma'da gelişti. Nesilleri ve çağları aşarak dünyanın dört bir yanına
yayıldı. İnsanoğlu, yaratılışından bu yana her çağda bilinmezliğin
kapılarını zorlamak, yaratılışın, yaşam ve ölümün sırlarını çözmek,
doğaüstü güçlere hükmetme merakını yenemedi.
1. AK BÜYÜ
: Şifa amaçlı yapılan çalışmalar demektir. Zahiren acayip, fakat
aslında tabii sebeplerle meydana gelmiş bir takım fiiller yapmak
sanatıdır.
2. KARA BÜYÜ
: Asıl büyü bu olup, bazı kimseler perilerin ve özellikle şeytanların
müdahalesi ile tabiat üstü bir takım fiiller yapabilecekleri
iddiasındadırlar. Zarar verme amaçlı yapılan büyüler.
3. TAKLİT BÜYÜ
: İnsanları ve insanların beyinlerini etkilemek amacıyla yapılan telkin ve
büyülerdir.
Büyü muhtelif kavimlerde mevcuttu. KELDANİ'lerde Keldani büyüsü; Her yere
yayılmış olan cinlerin tabiat hadiselerini vücuda getirdikleri itikatına
dayanıyordu. Bu kuvvet, erkekten ziyade kadında bulunuyordu. Cadılar ve
şeytanlar insanların bedenine girme gücüne sahip olduğuna inanıyorlardı.
Mısır'da büyü;
Musa (A.S.)'dan evvel Mısırlılar tarafından kanunen caiz olan bir büyü
kabul ediliyordu. Sihirbazların hayata ve ölüme tasarruf ettiklerine, iyi
veya kötü cinleri yardım için çağırma gücüne sahip olduklarına ve tabiat
kuvvetlerini diledikleri gibi kullanabileceklerine inanıyorlardı.
Uzak doğu ülkelerinde büyü;
Çinliler büyünün her türlüsüne karşı derin bir alaka besliyorlardı.
Felsefeci KONFÜÇYÜS'ten önceki dönemlerde WU denilen bir tür büyü devletin
sosyal yapısında resmi bir mevki sahibi idi.
Yunan ve Romada büyü;
Görünmez kuvvetleri beşerin iradesine mahkum kılmak sanattı. Yunan
sihirbazları daha çok kendilerine hizmet edebilecekleri ümidiyle yabancı
ilahlara müracaat ediyorlardı. TESALYA kıtası gizli sanatlara mensup en
meşhur büyücüleri yetiştirmekle meşhurdu. Ayrıca büyü İmparator OGÜSTÜS
zamanında büyük bir ehemmiyet kazanmıştı.
Yahudilikte büyü;
Perileri davet etmek, şeytanları insanın iradesine mahkum kılmak
yahudilikte mevcuttu. Yahudiler büyü formüllerinde eski zamanlarda ki
geleneklerden yahut yabancı dinlerden gelen cin ve peri isimlerini
almışlardır.
Batı dünyasında büyü;
Bütün milletlerin arşivleri tetkik olununca büyüye ait olan bu tür
inançlara rastlanır. Mesela KELTLER, TOTONLAR, İSKANDİNAVLAR ve FİNLER,
Doğu milletleriyle bu konuda bir çok esaslı benzerlikler
göstermektedirler.
İslamda büyü;
Müslümanlardan bazıları büyü de Yahudilerden, Suriyelilerden,
İranlılardan, Keldanilerden ve Yunanlılardan ders almışlardır. Tütsü,
Tılsım, Muska, Cadılık, Fala bakmak hep oralardan gelmiştir. Aslında büyü
ve büyücülük islamda yasaklanmıştır. Kur'an-ı Kerim'de büyücülerin iflah
olmayacağı belirtilmiştir.
Kafirler kendilerini haklı çıkarabilmek, Allah'ın elçilerini yalanlamak
için Onları büyücülükle, büyü yapmakla suçlamışlardır. Büyücülükle
şuçlanan Peygamberlerden bazıları;
Hz.
İSA (A.S.),
Saf suresi Ayet: 6 Sayfa: 553.
Hz.
MUSA (A.S.),
Zuhruf suresi Ayet: 49 Sayfa: 495 ve Zariyat suresi Ayet: 39
Sayfa: 521.
Hz.
SÜLEYMAN (A.S.),
Bakara suresi Ayet: 102 Sayfa: 17.
Hz.
MUHAMMED (S.A.V.),
Hicr suresi Ayet: 6 Sayfa: 263.
Yahudiler, Zariyat suresi Ayet: 52 Sayfa: 524 ayetin ifadesine göre,
bütün peygamberleri büyücülükle suçladıkları görülmüştür. Ama
Peygamberlerin yaptıkları büyü değil, mucizelerden ibarettir.
Ebu Hureyre' den (RA) rivayettir :
"Yedi büyük günahtan sakının onlarda; Allah'a (CC)
şirk koşmak, Sihir (Büyü) yapmak, Allah'ın haram kıldığı canı haksız
olarak öldürmek, Faiz yemek, Yetim malı yemek, Savaştan kaçmak, Namuslu
bir kadına iftira etmektir." Hadis-i
Şerif.
Cin suresi Ayet: 6 Sayfa: 573:
“Doğrusu insanlardan bazıları, cinlerden bazılarına
sığınıyorlardı da, onların azgınlıklarını artırıyorlardı.“
Yunus suresi Ayet: 53 Sayfa: 243:
“Muhakkak nefis gerçekten kötülüğü, ahlaksızlığı,
edepsizliği emreder. Ancak Allah’ ın esirgediği müstesna. Çünkü Allah çok
bağışlayıcı ve çok merhametlidir.“
Bakara suresi Ayet: 175 Sayfa:27:
“Onlar hidayeti verip dalalet ve sapıklığı, mağfureti
bırakıp azabı satın alanlardır. Böyleleri ateşe nede sabırlı
mahluklardır.“
Yukarıdaki ayetlerin mealinden anlaşılıyor ki, negatif
büyü imanı küfre, aydınlığı karanlığa, dünyayı ahirete, cenneti cehenneme,
mutlu olmayı mutsuzluğa, Allah’a teslim olmayı şeytanlara teslim olmaya
tercih edenlerin yapacağı iştir. Allah’a mütevekkil, mütezekkir,
müteşekkir ve mütefekkir olanların yapacağı iş değildir.
BÜYÜNÜN VARLIĞI
Hazreti Aişe validemizden rivayet edildiğine göre, Lebib bin Asam adındaki
bir yahudi, Peygamberimize tarak, kıl ve hurma kabuğu ile büyü yapıp
ZİERVAN kuyusuna atmıştır. Peygamber Efendimiz günlerce bu büyünün
tesirinde kaldı. Büyü, mübarek cismine, vücuduna ve gözüne isabet etmişti.
Bir beşer olarak, maddi olarak rahatsızlanmış fakat peygamberliğine
herhangi bir zarar gelmemiştir. Zevceleriyle uzun müddet ayrı kalmıştır.
Hastalık şiddetlenince Allah'a teveccüh ve dua ederek şifa dilemiştir. Bu
arada bedeni güçsüz hale gelmiştir. Yakarış ve niyazdan sonra, uyku ve
uyanıklık halinde, Yüce Allah (C.C.) tarafından gönderilen iki melek
büyüyü yapanı ve yerini bildirmiştir Hz. Peygambere (S.A.V.) kim
tarafından, nerede, ne için büyü yapıldığını bildirmiş ve büyünün iptal
edilmesi yolunu göstermiştir. Halsiz ve güçsüz düşen peygamberimize
Allah’ın yardımı olarak MUAVVİZETEYN yani Felak ve Nas sureleri nazil
olmuştur.
Bu iki sure 11 ayettir. Lebib bin Asam bir saç kılına 11
düğüm atmıştır. Allah-u Teala bunu ve yerini Peygamberimize bildirmiştir.
Bu surelerin ayetlerini okumasını emretmiştir. Peygamberimiz bir ayet
okudukça iplikten bir düğüm çözülmüş ve kendisinde bir hafiflik
hissetmiştir. Bütün düğümler açılınca Peygamberimiz (SAV) kendisine
gelmiştir. Bu hadiseden anlaşılıyor ki büyü hurafe değil hakikattir Hz
peygamberin bu sureleri okuması bizim okumamız için bir mesajdır bir
işarettir ilahi bir emirdir.
FELAK suresinin manası :
“Ey Habibim De ki .. Yarattığı şeylerin şerrinden,
karanlığı bastığı vakit gecenin şerrinden, düğümlere üfleyen büyücülerin
şerrinden, haset ettiği vakit kıskancın şerrinden, Sabahın rabbi olan
Allah’a sığınırım.”
NAS suresinin manası :
“Ey Habibim De ki .. Sığınırım insanların rabbine,
insanların hükümdarına, insanların ilahına, o sinsi (pusuya yatmış)
şeytanın şerrinden sığınırım ki, insanların kalplerine vesvese verir, o
vesvese verenler cinlerden de olur, insanlardan da.”
Kendisinde her tür büyü, nazar, vesvese, manevi bir buhran
ve sıkıntı olduğu düşüncesinde olanların bu sureleri okumalarını tavsiye
ederim. Çünkü bu surelerin şifa maksatıyla okunduğuna dair hadis-i
şerifler vardır. Bu sureler insanı koruyan manevi birer zırhdır.
Hazreti Aişe ’den rivayettir;
“ Hazreti Peygamber (S.A.V.) her gece yatmadan önce iki
elini açarak birleştirir, ellerinin içine İhlas, Felak ve Nas surelerini
okuyarak üfler, elinin eriştiği kadarıyla bütün vücudunu sıvazlar, ondan
sonra yatardı. Ayrıca bu sureleri torunları olan Hasan ve Hüseyin’in
üzerine okurlardı. “
Bakara Suresi Ayet: 102 Sayfa 17 :
“ Yahudiler, Allah’ın kitabını bırakarak büyü yapmaya
tabii oldular ve Süleyman (AS) ‘nin saltanatını yıkmak, mülkünü tahtını,
yetkisini ve ruhsatını yok etmek için şeytanların okudukları şeye, yani
büyüye tabi oldular. Süleyman (AS) ise büyü yapıp ta küfre girmedi. Fakat
şeytanlar küfre girdiler. Çünkü o şeytanlar insanlara Babil şehrindeki
HARUT ile MARUT adındaki iki meleğe indirilen şeyleri, yani büyüyü
öğretiyorlardı. Halbuki o iki melek biz ancak bir imtihan için
gönderildik. Sakın büyü yapmayı caiz görüpte, küfre girmeyin demedikçe,
büyüyü hiç bir kimseye öğretmiyorlardı. İşte insanlar o iki melekten karı
ile koca arasını ayıracak büyüleri öğreniyorlardı. Fakat, Allah'ın izni
olmadıkça sihirbazların büyüsü ve sihiri hiç bir kimseye zarar verici
olmaz. Onlar, Yahudiler ve şeytanlar ise kendilerini zarara sokacak ve hiç
bir fayda vermeyecek şeyleri öğreniyorlardı. Ant olsun, onlar biliyorlar
ki sihiri (büyüyü) satın alan kimse için ahirette bir nasip yoktur. Onlar
sihir yapmayı benimsemekle kendilerini (nefislerini) ne kötü şeye satmış
olduklarını eğer bir bilseler.”
Değerli okuyucularım Ayet-i Kerimede geçen Harut ile Marut
iki melektir. İnsan suretinde temessül ederek Babil şehrine indirilmiştir.
Bazı zatlara göre bu iki melekten murat iki insandır. Salih ve Fazil iki
zat oldukları için kendilerine melek denmiştir. Onlara nazıl olandan
maksat ta ilham aldıkları yani mülhem oldukları ilim ve marifettir. Babil
şehri ise Bağdat’a 93 km. uzaklıkta, Hille kasabası civarında, Keldani
kavminin merkezi hükümeti olan meşhur bir şehir imiş. Keldani kavminin
hükümdarı Nemrut tarafından bina edilmiş birbuçuk milyon nüfusu olan, en
mamur, en müzeyyen ve muhteşem bir şehir imiş. Sihirbazların bol olduğu
şehir, daha sonra çeşitli hükümdarların ellerine geçmiş, nihayet harap
olmuş, ahalisi dağılmış, kendisinden eser kalmamıştır.
Yunus Suresi Ayetler: 79, 80, 81 Sayfa 219 :
“Firavun, halkının ileri gelenlerine dedi ki ‘ Bana bütün
bilgin ve sihirbazları getirin. ’ ” “Bilgin ve sihirbazları toplanıp
geldiği vakit Musa onlara ‘ Hadi ne duruyorsunuz ortaya ne hüner
atacaksanız atın dedi. ‘ “ “Onlar da, hünerlerini, marifetlerini,
sanatlarını ortaya atınca Musa onlara, ‘ Bu sizin yaptığınız bir sihirdir
ki, muhakkak Allah onu iptal edecektir. ‘ dedi.”
A raf Suresi Ayetler: 116, -117, 118, 119, 120
Sayfa: 165
“ Musa sihirbazlara, ‘ Hadi hünerinizi, marifetinizi ve
sanatınızı ortaya atın. ’ dedi. Onlar da marifetlerini ortaya attılar.
Halkın gözlerini büyülediler ve onların yüreklerine korku saldılar.
Böylece büyük bir sihir meydana getirdiler. ” “ Biz de Musa’ya ‘ Asanı
yere bırak. ’ diye vahy ettik. Birde baktılar ki, asa, onların bütün
uydurduklarını yutuyor.” “ Artık hak ve hakikat meydana çıktı ve o
sihirbazların bütün yaptıkları boşa gitti. ” “ Orada mağlup oldular ve
küçük düşerek, dönüp gittiler. ” “ Böylelikle sihirbazlar secdeye
kapandılar. ”
Taha Suresi Ayetler: 68, 69 Sayfa 317 :
“Biz Musa’ya, ‘ Korkma Ya Musa sen üstünsün galip
geleceksin, sağ elindeki asanı yere bırakıver o, onların yaptıklarını
yutar, zaten onların yaptıkları bir sihir ve bir büyü hilesidir. ‘
dedik.”
MUCİZE
Mucizenin lügattaki manası; Hazreti Allah’ın Peygamber kullarını
doğrulamak ve desteklemek için, insanların benzerini yani aynısını
yapmaktan aciz kaldığı, harlkulade ve olağanüstü hallerdir. İnsanı aciz
bırakan, karşı konulmaz, olağanüstü, garip ve tuhaf şey demektir. Hz.
ALLAH, Peygamber kullarına mucizeler, Veli kullarına kerametler, mümin
kullarına; his ilham kanaat ve tecrübe nasip ederek yardım eder.
Yüce Allah bütün peygamberlere çeşitli mucizeler vermiştir Hz Davut'un
elinde demir hamur gibi yumuşardı cinler kuşlar ve rüzgar hazreti
süleymanın emrindeydi Hz isa çamurdan yaptığı şekle üfürünce bir hayvan
meydana geldi. Hz ibrahimi ateş yakmadı Hz yunusu balık yuttu ölmedi
Allahü teala resulunu gece bir anda mescidi aksaya götürdü cenneti
cehennemi ve bilinmeyen yerleri gezdirdi.
Hz resulullahın parmaklarından bir orduya yetecek kadar su aktı ağaçlar
kendisine selam verdi kendisine ikram edilen kebap ya resulullah beni yeme
ben zehirliyim dedi put ve hayvanlar onunla konuştu. Kafirler peygamber
isen ayı ikiye ayır dediler Hz resulullah dua edince ay ikiye ayrıldı.
Değerli okuyucularım nasıl olurda bir şahadet parmağı ile ay ikiye
ayırılır sizde takdir edersiniz ki elbette bu hadise Allah'ın kudret ve
kuvvetidir Fil suresinin ifadesine göre kabeyi yıkmaya giden ebrehenin
ordusunu ebabil kuşlarının imha edişi Yüce Allah'ın kudret ve kuvvetidir.Bunları
inkar etmek allahın kudretini inkar etmek demektir şeytanın yaptıklarına
inanıpda peygamberlerin gösterdiği mucizeleri inkar etmek şeytanın yolunda
olmayı göstermez mi
.
Enbiya Suresi Ayet: 79 Sayfa: 329
“Ey Habibim deki, mucizeler Allah’ın kuvvet, kudret ve
iradesiyle olur. Zaten bunları yapan biziz.”
1. Hz. Eba Eyyüb-el Ensari Hazretleri şöyle anlatır; “Bir defasında
Resulullah ile Hz. Ebubekir’e yetecek kadar yemek hazırlayıp, huzurlarına
götürdüm. Resulullah; ‘Ya Eba Eyyüb, Ensar’dan otuz kişiyi davet et.’ Ben
yemeğin azlığını düşünürken ‘Ya Eba Eyyüb, otuz kişi daha davet et.’
buyurdular. O yemekten yediler, doydular. Bir mucize olduğunu anlayıp,
imanları kuvvetlendi. Sonra Resulullah tekrar buyurdular; ‘Ya Eyyüb-el
Ensari atmış kişi daha davet et.’ Ben mucize olarak yemeğin azalmadığını
görüp, sevinerek atmış kişiyi daha Resulullah’ın huzuruna davet ettim.
Yediler, doydular. Hepsi Resulullah’ın mucizesini tasdik edip, gittiler.
Ardından Resulullah; ‘Ensardan doksan kişiyi daha çağır dediler.’
Resulullah’ın emri üzerine onar onar sofraya oturup yediler. Hepsi de bu
büyük mucizeyi görüp gittiler. Yemek ise benim götürdüğüm gibi sanki hiç
el sürülmemiş gibi duruyordu.”
2. Hz.
Davud (AS), devlet reisi olduğu zamanlarda kıyafet değiştirip halkın
arasında dolaşırdı. yine bir gün kıyafet değiştirerek kendisini tanımayan
birisine yaklaşır ve sorar; " Davud'u nasıl bilirsiniz ? " Adam da " Davud
iyidir. Fakat bir kusuru var." der. " Kusuru nedir ? " diye sorar. Adam "
Devlet hazinesinden maaş alıp ailesini geçindiriyor. " der. İşte o andan
sonra Davud (AS) Allah'a yalvarır ve kendisine meslek edinmesi için dua
eder. Allah'da O'na, demiri avucunda hamur gibi yoğurup, istediği şekli
verme mucizesini ihsan eder. O günden itibaren Hazreti Davud (AS),
ailesini demircilikten kazandığı ile geçindirir.
3. Ebu Cehil, Resulullah'ı namaz kılarken görürse muhakkak boynunu
çiğneyip, yüzünü yerlere sürteceğine dair, taptıkları putlar olan Lat ve
Uzza'ya yemin etmiş; daha sonra Peygamberimiz (SAV)'i namaz kılarken
gördüğünde dediğini yapmak için yanına varmış. Fakat birden bire büyük bir
korku ve dehşet içinde elleriyle korunarak, arkasına dönüp hızla
uzaklaşmıştır. Kendisine; "Sana ne oldu ?" denildiğinde, "Onunla benim
aramda ateşten bir duvar vardı ve bir takım kanatlılar gördüm" demiş,
Resulullah'da "Ebu Cehil bana zarar vermek için yanaşsaydı, melaike onu
parça parça ederdi" buyurmuşlardır.
4- Bakara Suresi Ayet: 60 Sayfa 10 :
“Bir
zamanlar, Musa susuz kalan kavmi için, bizden su istedi. Biz de -Ya Musa
.. asan ile yanındaki taşa vur. – demiştik. Bunun üzerine o taştan on iki
pınar su fışkırdı. Her insan, her kabile, su alacağı yeri bildi. -Allah’ın
rızkından yiyin için, fakat yeryüzünde kötülük yaparak fesat çıkarmayın-
dedik.”
5-
Maide suresi Ayet: 110 Sayfa 127:
"Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Seni Cebrail
ile desteklemiştim. Hem beşikte, hem de yetişkin iken insanlarla
konuşuyordun. Sana yazı yazmayı, hikmeti, Tevrat' ı ve İncil' i
öğretmiştim. Benim ihsan ettiğim mucize ile çamurdan kuş şekli yapıyordun,
sonra içine üfürüyordun da, benim iznim ile kuş oluyordu. Anadan doğma
körü ve abraşı benim iznim ile iyileştiriyordun. Benim iznim ile ölüleri
kabirlerinden diriltiyordun. Seni öldürmek isteyen İsriloğullarını senden
defetmiştim de, seni öldürememişlerdi. Seni onlara açık mucizelerle
gönderen bizdik."
Hz. İsa(A.S.)'nın çamurdan yapıp, üfürmesi ile
canlanıp uçan kuş yarasa kuşudur. Çünkü yarasa Hz. İsa(A.S.)'nın
mucizelerinden biridir. Yani Hz. İsa(A.S.)'nın mucizesiyle yaratılmıştır.
KERAMET
Yunus suresi Ayetler: 62, 63 Sayfa 217:
“Dikkat edin. Allah’ ın veli kullarına hiçbir zaman
korku yoktur. Onlar üzülmezler, mahsun da olmazlar.” “ Onlarda öyle iman
var ki, imanları sayesinde kademeye, dereceye ve takvaya ulaşmışlardır.“
İsra Suresi Ayet : 70 Sayfa 290:
“Yemin olsun ki, gerçekten biz Ademoğullarını üstün
yarattık. Onları karada ve denizde vasıtalarla taşıdık, hoş nimetlerle
besledik ve onları yarattıklarımızın çoğunun üzerine üstün kıldık.“
Nem suresinin 40. ayetinin ifadesine göre yemen
sultanı olan belkısın tahtı göz açıp yumuncaya kadar Hz süleymanın
sarayına getirilmiştir kuranın ifadesine göre ehli kitapdan ve
veliyullahdan bir zat olan aynı zaman da hz süleymanın veziri olan ASAF
BİN BERHİYYA 'nın kerametidir.
1. Hazreti Ömer (RA) Medine' de Mescid-i Nebevi' de
hutbe okurken, İran seferinde bulunan islam ordusunun düşman tarafından
kuşatılmakta olduğunu görür. Ordu komutanına Ey Sariye bin cebel dağın
arkasında ki düşmana dikkat et. " diye bağırmıştır. Daha sonra İran
seferinden Medine'ye dönen ordu komutanı , " Eğer, Hz Ömer olmasaydı helak
olacaktık. " dedi bir kaç bin kilometre uzaklıkta olan ordunun ne halde
olduğunu Hz Ömer nasıl görmüştür ? çünkü yüce Allah mekanları aradan
kaldırmıştır bu da Halife Ömer'in kerametidir.
2. Uftade hazretlerinin müridi Mahmudi Hüdai Efendi,
bir sabah Şeyhinin abdest suyunu hazırlamakta gecikir. İbriğe doldurduğu
suya üfler. Suyu Şeyhine döktüğünde, Şeyhinin eli yanar. Şeyhi olan Üftade
Hazretleri - Ya Mahmud, bu kadar ısıtılır mı bu hic ? - der. Mahmudi Hüdai,
ısıtmadığını, sadece bir nefes üflediğini söyler. Üftade hazretleri, bir
postta iki Şeyh barınmaz deyip, insanların irşadı için onu Üsküdar'a tayin
edip gönderir.
3. Allah'ın (CC) Veli kulu olan Hamidüddin Veli
Hazretleri, namı diğer Somuncu Baba, geçimini somun (ekmek) satarak
sürdürmesine rağmen, hamurunu yoğurup, fırınını yaktığı görülmemiştir.
Somun almaya gidenlerin, fırınının önünde bir mum yakıp içerden ekmek
çıkarttığını görmüşlerdir.
4. Rivayete göre, Hacı Ahmet Efendi olduğu söylenen
SARI ŞEYH, Rus harbi sırasında tarlada ekin biçerken tırpan elinde dönmeye
başlar. Daha sonra bu hali sorulduğunda, “ Elhamdurillah rus kafiri
mağlup oldu der. “ Harpten dönen bir asker, “ Sarı Şeyh olmasaydı halimiz
haraptı. İmdadımıza yetişti de harbi kazandık. “ diyerek şeyhin büyük bir
zat, büyük bir Allah dostu olduğunu ifade eder.
5. Kanuni devrinin alimlerinden Merkez Efendi, hocası
Sümbül-i Sinan Efendi'nin kızı olan Rahime Hatun ile evlenmek ister.
Sümbül Efendi bir deve yükü altın getirirsen kızımı sana veririm dedi.
Merkez Efendi, bir devenin üzerine iki çuval toprak doldurup Sümbül
Efendi'nin evine götürür. Çuvalları boşalttığında çuvaldan toprak değil,
çil çil altınlar dökülür. Talebesinin kerametini gören Sümbül Efendi;
"Muradım ve maksatım sizden altın istemek değil, ailemin senin nasıl bir
insan olduğunu görüp kanaat getirmesidir." der. Çok sevdiği kızı Rahime
Hatun'u Merkez Efendi'ye nikahlar.
6. Tefsir-i Kebir’in yazarı, büyük alim Fatreddin-i
Razi Hazretleri, bir Cuma günü Şam’da Emevi camiinde vaaz ediyor. Camide
büyük bir kalabalık bir cemaat, muhteşem bir heyecan var. Mühiddin Arabi
Hazretleri, camide vaaz dinlerken uykuya dalar. Yanındaki zat kendisini
uyandırır. Tekrar uykuya dalar. Tekrar uyandırılır.
Muhiddin Arabi,
uyandıran kişiye; “ Şimdi burada senin Hızır olduğunu söylersem, halk
hücum eder, kendini kurtaramazsın. ” der. Camiden sonra Hızır(A.S.)
Allah’a iltica eder. “ Ya Rabbi. Bende seni sevenlerin listesi var. Oraya
baktım. Bu zat o listede yok. Kimdir bu? ” diye dua eder. Hz. Allah; “ Ey
Hızır, Ben sana beni sevenlerin listesini verdim. Benim sevdiklerimin
listesini değil. O benim sevdiklerimin listesindedir. ” buyurur.
7.
Mühiddin Arabi Şam’da pazar yerinde gezerken, birden aşka ve vecde gelip,
haykırır; “ Ey ahali, ey halk. Sizin taptığınız benim ayağımın
altındadır. ” der. Halk, “ Biz Allah’a tapıyoruz. Nasıl olur da ‘
Ayağımın altındadır. ‘ der. ” Hiddetlenen halk Mühiddin Arabi
Hazretleri’ni orada linç ederler. 300 yıl sonra Yavuz Sultan Selim Han
Mısır seferine giderken, kışı Şam’da geçirir.
Namaz kılmak için
Emevi Camii’ne giden Yavuz, caminin duvarında, taş bir levha üzerinde
yazılı olan bir ibare görür; Şeyh-ül İslam olan Zembilli Ali Efendi’ye
bunun manasını çözdürür. Zembilli Ali Efendi’nin verdiği cevap aynen
şöyledir; “ Yavuz Şam’a gelecek, Kabr-i Mühiddin’i bulacak. Yani, Yavuz
Sultan Selim Şam’a gelince benim kabrimi bulsun diye size emir veriyor. “
der. Yavuz Sultan Selim Han da araştırıp ve araştırma neticesinde Mühiddin
Arabi’nin kabrini bulur.
Daha sonra Mühiddin Arabi'nin halka seslenerek, " Sizin taptığınız benim
ayağımın altındadır. " diya bağırıp, ayağı ile teptiği yeri tesbit eder.
Burayı kazdırır. Mühiddin Arabi Hazretleri’nin ayağını teptiği yerden bir
küp altın çıkar. Yavuz o altınlarla, kabri şeriflerini yaptırır. Burada
önemli olan, Mühiddin Arabi Hazretleri’nin o gün itibariyle, 300 yıl sonra
Yavuz Sultan Selim Han’ın Şam’a geleceğini bilmesidir.
İLHAM
Taha Suresi Ayetler : 38, 39, 40 Sayfa : 315
"Ya Musa, hani bir vakit Firavun doğan çocukları
öldürüyordu da, sen doğduğun zaman annen endişelenmişti. işte bu sırada şu
ilhamı annene verdik." "Onu, yani çocuğu, sandık içine koyda denize bırak,
denizde onu sahile atsın. hem bana düşman hem de ona düşman biri alsın,
bir de korumam ve murakebem altında yetiştirilmen için, Firavunun üzerine
tarafımdan bir sevgi bıraktım." "Ya Musa, hani kızkardeşin, denize
atıldıktan sonra seni takip ederek Firavunun sarayına gidip, hiç meme
kabul etmediğini işitince, onu iyi bakacak birini bulayımmı size dedi.
böylece seni tekrar annene verdik ki, gözü aydın olsun da kederlenmesin."
İsrailoğulları’nın hükümdarı Firavun gördüğü rüyayı
kahinlerine tabir ettirmiştir. Kahinler de, ‘ İsrailoğulları’ndan bir
erkek çocuğu tahtını elinden alacaktır. ‘ yorumunu yapmışlar. Bakara
Suresinin 49. ayetinin beyanatına göre Firavun, İsrailoğullarından doğan
erkek çocukları öldürmeye başladığı bir dönemde Musa (A.S.) Dünya’ya
teşrif etti.
Hz.Musa’nın
annesi Yuhanez Hanım, Firavun’un diğer erkek çocukları gibi oğlunun da
öldürülmesinden korkuyordu. Yukarıdaki ayeti kerimede ilham edildiği gibi
oğlunu bir sandığa koyarak Nil nehrine bıraktı. Nehir de O’nu sahile yani
Firavun’un bahçesinin kenarına attı. Hanımı Asiye ile bahçede oturan
Firavun, sandığı görünce merak ederek sudan çıkardı. İçindeki çocuğu
görünce şaşırır. Firavun Allah’ın izniyle çocuğa derin bir muhabbet, derin
bir sevgi besler. Yukarıdaki ayetler Hz. Allah’ın, Musa(A.S.)’ın annesine
ilham göndererek yardım ettiğini ifade eder.
GAYBI
ALLAH BİLİR
Tevbe Suresi Ayet: 78 Sayfa: 200
“Allah’ın gaybları en iyi bilen olduğunu hala
anlamadılar mı ? “
Yunus Suresi Ayet: 20 Sayfa: 211
“De ki, gaybı bilmek Allah’a mahsustur. O halde azabı
bekleyin, Ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.“
Hud Suresi Ayet: 123 Sayfa: 236
“Göklerin ve yerin gaybı Allah’a ayittir.“
Hucurat Suresi Ayet: 18 Sayfa: 518
“Muhakkak ki Allah göklerin ve yerin gaybını bilir.
Bütün yaptıklarınızı da görür.“
En’ am Suresi Ayet : 59 Sayfa: 135
“Gaybın anahtarları Allah’ın yanındadır. Onları ancak
Allah bilir. Karada ve denizde ne varsa hepsini O bilir. O’nun ilmi
dışında bir yaprak dahi düşmez. Yerin karanlıkları içindeki tek tane, yaş
ve kuru ne varsa Allah’ın ilmindedir ( Levhi Mahfuzdadır).“
A raf Suresi Ayet: 188 Sayfa: 176
“De ki, Ben Allah’ın dilediğinden başka, kendi kendime
ne bir menfaati kazanmaya, ne de bir zararı defetmeye sahip değilim. Eğer
ben gaybı bilseydim, daha çok hayır yapmak isterdim, ve bana hiçbir
fenalık dokunmazdı."
Sebe Suresi Ayet: 14 Sayfa: 430
“Eğer cinler gaybı bilmiş olsalardı, o zillet ve azap
içinde bekleyip durmazlardı. İnşaatına memur edilipte bir yıl daha
zahmetle ikmal ettikleri Beyt’ül Makdis’i ( Mescid-i Aksa’yı ) inşa
etmezlerdi.“
Bu ayetin ifadesinden anlıyoruz ki Hz Süleyman'ın
cinlerin gözü önünde öldüğünü bilemediler de gaybı nereden bilsinler.
En’am Suresi Ayet: 50 Sayfa: 134
“De ki, ‘ Ben, Allah’ın hazineleri yanımdadır, diye
size söylemiyorum, gaybı da bilmem. Size ben bir Melek’im de demiyorum.
Ben, ancak bana vahy olan Kur’ana uyarım. ’ De ki, ‘ Gözü kör olanla
gören ( inananla inanmayan; müslüman olanla olmayan ), bir olur mu? Artık
düşünmez misiniz?’ ”
Lokman Suresi Ayet: 34 Sayfa: 415
“Kıyametin ne zaman kopacağının ilmini Allah bilir.
Rahimlerde (erkek, dişi, sağlam, sakat iyi ve kötü) olanı Allah bilir.
İnsanın yarın ne kazanacağını ( başına ne geleceğini ) Allah bilir.
İnsanın nerede, ne zaman ve nasıl öleceğini Allah bilir. O Allah ki,
Alim’dir, Habir’dir.”
ALLAH DİLEDİĞİNE GAYBI BİLDİRİR
Al’i İmran suresi Ayet: 179 Sayfa: 74:
“Allah size gaybı bildirmez. Fakat Peygamberlerden
dilediği Peygamber müstesna.“
Cin suresi Ayet: 26 ve 27 Sayfa: 574:
“Allah gaybı bilendir. Allah gaybı hiçbir kimseye
muttali kılmaz. Ancak dilediği Peygamber müstesna.“
Mubarek kandil gecelerinden olan Berat gecesinde
Hazreti Allah(C.C.) insanların bir yıllık kaderini Levhi Mahfuzdan yani
Allah'ın arşivi olan bize göre gayb alemden şahadet alemine yani Dünya
alemine indirir. Bir yıllık kader demek, o yıl içinde doğacakların ve
öleceklerin, evleneceklerin ve evli olup ayrılacakların, mutlu olup ve
mutsuz olacakların, zengin ve fakir olacakların listesini gönderir. Bu
itibarla şahadet aleminde olan bilgileri cinlerden ve insanlardan
bazılarının bilmeleri mümkündür.
Hazreti Peygamber (S.A.V.) buyuruyor;
1. “ İstanbul elbette feth edilecektir. O’nu feth eden
kumandan ne güzel kumandan, O’nu feth eden asker ne güzel askerdir. “
2. “ Peygamberim diyen yalancılar çıkacak. Benden
sonra Peygamber gelmeyecektir. “
3. “ Kur’andan başka bir şeye uymayız diyenler,
Kur’andan başka delil kabul etmem diyenler çıkacaktır. “
4. “ Fuhuş yayılacaktır. Fuhuş yayılınca frengi, bel
soğukluğu ve aids gibi bulaşıcı hastalıklar çıkacak. “
5. Rivayet; Bir gün Hazreti Peygamber birkaç sahabe
ile Uhud dağında bulunur. O esnada zelzele olur, dağ sallanmaya başlar.
Hazreti Peygamber dağa hitaben, “ Ey dağ, sallanma sakin ol. Üstünde bir
Peygamber, bir sıddık, ikide şehit var buyurdular. “ Üstünde bir Peygamber
var ifadesi kendisini.Üstünde bir sıddık var ifadesi Hazreti Ebubekir’i.
İkide şehit var ifadesi Hazreti Ömer ve Hazreti Osman’ın şehit olacağının
haberini vermiştir.
Necm Suresi Ayet : 3, 4 Sayfa 527:
“ O Peygamber ki, boş konuşmaz. “ “ O’nun söylediği,
O’nun konuştuğu, O’nun haber verdiği vahiyden, Allah’ın emrinden ve
keramullahdan ibarettir.. “
6. Rivayet; Bir gün Resulullah’ın devesi kayboldu.
Bunu fırsat bilen munafıklar, “ Göklerden ve yerden, cennetten ve
cehennemden bahsediyordu. Kaybolan devesinin yerini bile bilmiyor. “
dediler. Münafıkların bu sözü Resulullah’a ulaşınca; “ Vallahi ben ancak
Rabbimin bana bildirdiklerini bilirim. Şu anda dahi Rabbim bana devemin
nerede olduğunu bildirdi. Devem şu anda falanca yerdedir. “ buyurdu.
Tarif edilen yere gidenler, deveyi bir ağaca bağlı olarak buldular.
7. Hazreti Peygamber (S.A.V.); “ Geçmiş ümmetler
içinde vukuundan önce bazı gaybları haber veren, keramet ehli zatlar var
idi. Ümmetimden de vardır. Ömer onlardan biridir.” buyurdular. Rivayete
göre; Hz. Ömer Medine’de Mescid-i Nebevi’ de bir Cuma günü hutbe okurken,
İran seferinde bulunan ordusunun düşman tarafından kuşatılmak üzere
olduğunun haberini alır. Ordu komutanı olan Sariye’ ye; “ Ey Sariye, dağa
dikkat et. “ deyip, ordusunu ve komutanını uyarmıştır. Medine’ de bulunan
Hz. Ömer’ in, ordusunun ne halde olduğunun haberini nasıl almıştır ?
Medine;’ de bulunan Hz. Ömer’ in İran seferinde bulunan ordu komutanı
Sariye’ ye sesini nasıl duyurmuştur.
8. Rivayet; Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri, zamanın
padişahı olan II. Murat’a, “ Padişahım İstanbul’u muhasara etmek için
sizi muhteşem hazırlıklı görüyorum. Ancak bu fetih size müesser
olmayacaktır. Beşikteki oğlunuz olan Mehmet’e nasip olacaktır. Benim
talebem , O’ nun hocası olacak olan AK ŞEMSETTİN ile beraber İstanbul’a
gireceklerdir. “ dedi. Hacı Bayram-ı Veli beşikteki bir çocuğun İstanbul’u
feth edeceğinin haberini vermiştir.
9.
Fatih'in İstanbul'u kuşatmasının uzaması, devlet adamlarını ümitsizliğe
düşürdü. Buna rağmen, Fatih çok ümitliydi. Çünkü askeri fethe karşı
gayrete getiren bir din büyüğü AKŞEMSETTİN vardı. O, şeyhi HACI BAYRAM-I
VELİ’nin yıllar önce; “İstanbul’un fethini şu çocuklarla bizim köse
görürler!” sözünü biliyor ve tahakkuk edeceğine kalpten inanıyordu. Yurt
dışından Padişaha gelen bazı devlet adamları; “ Bir sofunun sözüyle bu
kadar asker kırdırdın ve bütün hazineyi tükettin dediler.
FATİH Sultan Mehmed Han, veziri olan Veliyüddin Ahmet Paşa’yı, hocası
Akşemseddin’e göndererek; “ Hünkarıma sor, Acep Fetih ne zaman müesser
ola Mana aleminde dalan Hz Akşemseddin şöyle cevap verdi: İçinde
bulunduğumuz yılın Şu ayında şu gününde Seher vakti Yani sabaha karşı
fetih müesser olacaktır. Ancak işaret ederek Haliçi gösterir Onun içindir
ki Fatih Sultan Hocasından aldığı işaretle karadan kızaklarla gemileri
haliçe indirmiştir.
Karadan gemilerin
denize inmesinin mümkün olmayacağını söyleyenler olmuşsada Fatih Sultan
gür sesi ile mümkün olmayanı mümkün kılmak imkansızı imkan yapmak Allahın
izni ile bizim işimizdir diyip kararını vermiştir. Tarif edilen yıl tarif
edilen ay tarif edilen gün tarih edilen vakit geldiğinde top sesleri ile
Allahu ekber sesleri İstanbul'u inletiyordu Bu itibar ile fetih müesser
olur yeni bi çağ kapanıp yep yeni bi çağ açılmıştır.
Akşemsettine " İstanbul'un fethedileceği zamanı nasıl bildin? " diye
sorulunca, Hz Hızır(A.S.) ile, Ebced ilm-i üzere İstanbul'un fetih
vaktini çıkarmıştık hatta Fetihden sonra HZ Hızır(A.S.)'ın, yanında
evliyadan bir cemaat olduğu halde hisara girdiğini gördüm. Kale
fetholunduktan sonra da, Hızır(A.S.) kardeşimi kalenin üzerine çıkmış
oturur halde gördüm... " dedi.
Ebu Hureyre' den (RA) rivayettir : Peygamber Efendimiz
(SAV);
"Yedi büyük günahtan sakının onlarda; Allah'a (CC) şirk
koşmak, Sihir (Büyü) yapmak, Allah'ın haram kıldığı canı haksız olarak
öldürmek, Faiz yemek, Yetim malı yemek, Savaştan kaçmak, Namuslu bir
kadına iftira etmektir."
e-mail: medyumalidegermenci@yahoo.com |